14 Haziran 2015 Pazar

Eski Hâl


kendi haline bırakılsa sevimli bile olabileceğine inandığımız ancak belediyenin işgüzarlığı sonucu açık hava fitness salonuna dönüştürülmüş parklardan birinde, yarı ıslak bir banka sıkıştık; tek kulaklı bir kedi, bağımlılık karşıtı bir müptezel, yirmili yaşlarında huysuz bir ihtiyar ve ben.


şimdi, her türlü fantastik kaygıdan uzak, göğe dikiyoruz gözlerimizi. nereden gelip nereye uzandığını bilmediğimiz elektrik telleri, göğü ufki parçalara ayırıyor. pürüzsüz gökyüzü ihtimali, şansına küs bir bedevinin pornografik sonu kadar trajikomik, azalıp yok oluyor. asla deliksiz bir uyku uyuyamayışımız kadar gerçek, açık havada aylaklık fikrinin yağmurdan kaçarken sığınılan apartman girişinde titrek bir bekleyişe dönüştüğü günler kadar daha başlamadan kayıp, yaşanmadan bilindik bir yok oluş bu. sessizce izliyoruz müstahak manzarayı. müptezel ¨ bu paramparça grimsi mavi; koca bir nah işaretidir.¨ diyor kıkırdayarak. ¨ Baba'dan fakiriz.¨
Yerinden doğrulup söyleniyor ihtiyar. ¨ Hah! Buyurdu Jesus! ¨ başını göğsüme yaslıyor. tekrar göğü izlemeye koyuluyoruz.
kedi, sabahın keskin soğuğunu kendininkine eş bir miskinlikle paylaşıyor olmanın huzuruyla bacakları arasında uyukluyor ihtiyarın. dünyanın en rahat uykusunu uyuyor belli ki. bilinçsiz bir kıskançlıkla olacak, sevmeye yelteniyorum. o sırada ihtiyarın belden aşağısını zoraki sabitleyişini fark ediyorum. elimi tutup engelliyor beni. daha ben ağzımı açmadan ¨ miskinlik kullanılması en tabii haktır, matmazel. rahat bir uyku çoğu zaman mükafatların en yücesidir. âkil olmak, aslen lanetlenmektir. şu aciz yaratığın keyfine ermişliğiniz var mıdır, geçirdiğiniz bunca yılın bir gecesinde? elimizden geliyorsa, aman bir bu yok olmaya yüz tutmuş hakkın müdafaasına erinmeyelim. rüya bölmek en fena günahtır.¨ elimi geri çekiyorum yavaşça. müptezelin bulut merakını da çalmışız bir anlığına, kedinin uykusuna hizmetkarız şimdi hepimiz. göğüs hareketlerini, arada bir patilerini gerişini izliyoruz. onunla birlikte uyuyor,  geceye esir gündüzlerimizden af diliyoruz, sessiz.

uyku; tüm fiziksel açıklamarın dışında, çoğu kez nefret ettiğiniz, hatta öldürmeyi bile düşündüğünüz ancak yine de sarılıp yattığınız oda arkadaşınızdır. kayra'dır. bazen de; bir daha asla ulaşamayacağınız güzellikte bir haziran ayı öğleden sonrasıdır.



''Diyecek bir şeyim olmadığından değil, atıl beceriksizliğimi fiile döküp affınıza sığdırabileceğimi düşünmediğimden, sustum.''

Ara sokaklardan kaldırım taşlarını seyrederek yürüyenlere kızmayın. alışmaya çalışıyorlar.

12 Haziran 2015 Cuma

sonsuz yazı

Çabucak hazırlanıp atıyor kendini dışarı. Dışarı içeriden sıcak şimdiki zamanda. Ölmeye yüz tutmuş şehrin, eskidikçe çirkinleşen sokaklarında dolaşıyor. Gelecek zamanda içinden çıkılmaz kalabalıklar doğuracak buralar. Ölümü aşırı doğumdan olacak bu şehrin. Bir çığlık ve sonra… Sessizlik. Yağmur başlıyor. Yann Tiersen yapımı bir müzik ağır ağır girmez miydi şimdi bastığı kaldırım arnavut, yürüdüğü sokak Avenue De Selves olsa. 
“Bon voyage matmazel!” 
“Merci monsieur!” 
Tüm hücrelerinde ve aynı anda hissettiği onarılması güç eşitsizlik duygusu midesini bulandırıyor. Evden çıkmadan evvel süt içiyor, bir kaç peksimet atıyorlardı ağızlarına halbuki O kitaplarda, O adamlar. Yetiyordu da. Çaresizce karnını tutup hızlandırıyor adımlarını. Burada olmamalı. Bulantı kramplara dönüşünce dayanamıyor. Kendini bunun bir metafor olduğuna inandırmaya çalışsa da biliyor; bir Sartre romanı değil bu. Apartmanla kaldırımı birleştiren köşeye kapanıp yüzünü saklayarak acı içinde kusarken, nefes alabildiği ilk an bulunduğu yerden olabildiğine büyük adımlarla uzaklaşmanın planını yapıyor. Acınacak durumda olmanın hoş görülebilir iğrençliğine sığınmalıydı oysa. Bir kaç saniye duraksayıp arkasından kendine doğru yaklaşan bir ses ya da omzunda bir el hissi arıyor. Kimsesizliğinden emin olduğu o an, uyguluyor planını. Sokağı dört beş büyük adımda tamamlayarak bir diğer sokağa sapıyor. İşte. Baştan başlıyoruz. Az öncekinden neredeyse hiç farkı yok bu sokağın. Nereye uzadığı belli olmayan binalar, kaldırım ve yol arasındaki küçük boşluklara öylesine yerleştirilmiş fakat hiç umulmadık şekilde büyüyüp serpilmiş ağaçlar, çeşitli renklerdeki yanar söner lambalarla donatılmış iğreti tabelalar, kaldırım üzerinde soluk sarı renkte bir çizgi oluşturan, yer yer kırılmış görme engelli yol bandı… Yağmur hızlanıyor. Karşı kaldırımdan ağır ağır ve etrafı koklayak ilerleyen köpeğe takılıyor gözü bir an için. Köpek, insanın zamanla başkalaştığı evrimin acı sureti gibi boynu bükük, terk edilmiş, kayıp ve aciz. Ağır ağır kafasını kaldırıp karşı kaldırıma, kadına bakıyor. Gördüğünden memnun değil. Önüne dönüp yeri seyrederek yürümeye devam ediyor. Tüm bunların sorumlusu bir türe mensup olmanın utancını yaşıyor şimdi kadın. İstemsizce yüklendiği miras bu olmamalıydı. Köpek sokağı dönerek gözden kayboluyor.
Böyle olmamalıydı.
Kırık kaldırım parçaları sinsi tuzaklara dönüşüyor bir bir. Şehir, tıpkı bir insan gibi göstermekten çekinmiyor nefretini. Bilirsin, insan nefretleri konusunda oldukça açık, net ve gözü karadır çoğu zaman. Bu konudaki evrensel üstünlüğünü de olduğu gibi yansıtır şehre. Böylesi çirkin bir şehir, içinde onbinlerce nefret barındırıyor olmalı. Adımlarını hızlandırıyor. Bir an önce çıkmalı bu daracık saçmalıktan. Nereye gidebileceğini bilmiyor. Tüm saçmalıklar, birbiri ardına sıralanmış, birbirine bağlı uzayıp gidiyor. İçini dolduran nefretten sorumlu tuttuğu şehrin üzerinde yüzen bulutlara kaldırıyor başını. Hani buluttu. Bir bulut hakkında söylenecek ne kadar iyi şey vardı. Bunca iyiliğin altında nasıl böyle bir grilik yükselebiliyordu?

Sokak kalabalık bir caddeye bağlanıyor. Saçmalığın doz aşımı gözlerinin önünde akıp gidiyor. Herkesin, her şeyin acelesi var. Kuşların bile. Bir giyim mağazasının önünde yığılı kolilerin bile acelesi var sanki. 
¨Bakın bana. Görün beni. Gideceğim, haydi! Sen de gör. Öf!¨ 
Kaldırım kenarına dizili ağaçlar tıpkı sokak içlerinde olduğu gibi cadde boyunca da devam ediyor. Yol kenarında vasıta bekliyorlarmış gibi şimdi. Mesai bitimine az kalmış beyaz yakalı sabırsızlığı sinmiş her şeyin üzerine. Cadde boyu telaş.

Açlık hissiyle kendine geliyor kadın. Hep öyle olurdu.
Açlık yüzüne vururdu insanın insanlığını.
Bildiğim bir yolda kayboluyorum. Tanrı'ya inanır gibi olduğum anlar başlıyor sonra. Nefessiz kalıyorum. Koşar adım geçip oturuyorum karşısına geçmiş ola'nın.  Artık acımayacak.

Acizlik dilden ileri gelmiyorsa beyim, kimden yayılıyor yeryüzüne? Senden mi, benden mi yoksa? Bizden az ilerisi köşe başında yığılı bir orospudur, olsa olsa.

11 Haziran 2015 Perşembe

Erdemleri üzerinden ahkam kesen nicelerinin ne kadar aşağılık olabildiklerini gördükçe için rahatlıyor. Herkes kadar iğrenç olduğun sürece göze batmayacaksın, biliyorsun.

dead


It is preferable not to travel with a dead man.

02.29

gecenin güne dönüşümünü perde aralığından ve yan yan izleyen kadının yeni güne uyanabilen nicesinden tek farkı; iki gün arasındaki bıçak izine sahip olamayışı. gözkapaklarına saplı iğneler her harekette gözlerine görünmez çizikler atıyor. sol üst cebinde bir kadın taşıdığı iddiasından çok uzakta olmasına rağmen, baştan ayağa ¨kadın olma¨nın gülünç sıkıntısını yaşamakta hala. hiçbir zaman anlam veremediği onlarca eylemi rutin şekilde tekrarlıyor, her seferinde daha az sorguluyor. içinde bir şeylerin tükendiğini biliyor.

kare ya da dikdörtgen olmayan bir odada tek başına, kendi nefesini duyabiliyor olmanın yarattığı soğuğun yerini hiçbir ayazın alamayacağının farkında. Yalnızlık değil canını sıkan. En çok kendi sesine yabancı oluşuna inanmıyorlar, bu. Ağzını açıp konuşmaya başladığında, kelimeler yankılanıp kalabalıklaşarak kulaklarını tırmalıyor. susuşunu bu şekilde açıklamaya çalıştığındaysa gülüyorlar. uzun zamandır anlatacak bir şeyi yokmuş gibi davranıyor. zaten kimsenin umurunda da değil.

aklına gelen onlarca adamın, aklından çıkaramadığı tek bir adama karşı savaşını için için izlerken, yüzünde oluşan ve ancak bir ölüye yakışabilecek ifadeden de habersiz. asla üzgün değil, ancak mutluluk denilen soyutun olumsuzluklara panzehir olamayacağına dair sonsuz bir inancı var. bu, herhangi bir inanca sahip olabilecek yeterlikte olmayan biri için oldukça tiksindirici ve komik. biliyor.

şimdi, olduğu yerde hareketsiz durduğuna ikna etmeye çalışıyor kendini. yer, mide bulandırıcı bir hızda ayaklarının altından kayıyorken.

az ileride bir grup sokak lambası, dolunaya karşı ayaklanmaya hazırlanıyor.