3 Ağustos 2016 Çarşamba

tüm odayı nefes gibi saran sıcağı biraz olsun bertaraf edebilmek adına duvara yasladığı bacağını.  "şu an duvarın bir parçasıyım." diye geçirdi içinden. "sınırlı, soğuk ve sert."

"acaba öbür yanımda ne var?"

15 Nisan 2016 Cuma

Park


Tahta bir bankta oturuyordum. Bir kaç gün olmuştu havalara uçalı şehir. Böyle ağlamaklı, böyle heyecan dolu, böyle inişli çıkışlı olmamalı hiçbir yaşam. Hiçbir yaşamı içinde barındırmamalı böyle toprak. Toprak suya karışmalı kimi zaman, bir anlam peşinde koşuyorsa hele ki. Ankara gibi.

Şehrin tam göbeği, görebileceğiniz en ıssız yeriydi şehrin. Ateşten korkan, sonrasında ateşe tapan homo atalarımız gibi ancak korkuyla dizginlenebiliyor oluşumuz, her şeye rağmen ilkelliğimizi yüzümüze vurur gibiydi. Evlerinde korkuya tapan çoğunlukları düşündüm. Gülümsedim. Doğa kendi bombalarını imal etmeye başlamalıydı bir an önce bana göre. Bana göreyken her şey birazcık saçmalaşır.

Bir şehri şehir yapan ne varsa, orada yoktu o an. Misal, fazlalıkları atılmış gibiydi Kuğulu Park. Kuğuları fark edebiliyordum ilk kez. Bir çok şey gibi şimdi şimdi bir şeyler ifade edebiliyordu park da, adı da. Uzunca bir süre seyrettim kuğuları. Kulübede huzur, suda dinginlik. Dünyanın en uzun, en sessiz şiiri okunuyordu bir yerlerde belli ki. Belki Bouledaire, değilse de canı sağolsun hala şiir okuyanların.

Neden böyle bilmiyorum, birden bire. Neden burda oturuyordum, neden kalkıp koşar adım evin yolunu tuttum şimdi. Bir neden yaratmalı önce. Yaratıldığı iddia edilen her şeye rağmen.

İlla ki bir referans vermem gerekirse;
Amy'nin öldüğü yaştayım.